“Biz Senin İyiliğini İstiyoruz” Diyerek Bir Gençliği Eskitenler
Bu ülkede genç olmak yetmiyor. Bir de ailen tarafından onaylı olman gerekiyor. Alaylılık değil, liyakat değil; onaylılık önemli.

Bu ülkede genç olmak yetmiyor. Bir de ailen tarafından onaylı olman gerekiyor. Alaylılık değil, liyakat değil; onaylılık önemli.
Diploman olacak ama yetmeyecek.İşin olacak ama “daha iyisi” sorulacak.
Susacaksın, saygılı olacaksın, bekleyeceksin.Ne zaman? Kimse bilmiyor.
Anne babalar artık çocuk büyütmüyor; beklenti büyütüyor.
Ve o beklentiler, evin salonunda asılı birer görünmez diploma gibi duruyor.
Genç, her içeri girdiğinde onlara bakıyor ve kendini eksik hissediyor.
“Biz senin iyiliğini istiyoruz”
Bu cümle, bu topraklarda en çok yaralayan iyi niyet. Çünkü insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Sanki ben kendi iyiliğimi istemiyorum. Bu cümlenin ardından hep aynı şey gelir:
Bizim istediğimiz gibi ol.Bizim seçtiğimiz yoldan yürü.Bizim yarım kalmış hayatımızı tamamla.
Gençliğin en büyük suçu ne biliyor musunuz?
Kendi yolunu aramak. Kendi hızında yürümek. Düşe kalka öğrenmek.
Ama aileler sabırsız. Çünkü onlar da zamanında düşmüş, yaralanmış ama bunu hiç anlatmamış bir kuşak.
Şimdi kendi bastırdıkları hayalleri, çocuklarının sırtına yüklüyorlar.
Ortaya tuhaf bir nesil çıkıyor: Ne tamamen isyankâr, Ne gerçekten itaatkâr.
Sürekli kendini kanıtlamaya çalışan ama ne yaparsa yapsın yetmeyen bir ara nesil.
Evler dolu ama gençler evsiz. Oda var, anlayan yok. Masa var, söz hakkı yok.
Aileler bilsin: Çocuğunuzu korumak, onu sürekli düzeltmek değildir.
Onaylamak; her şeye evet demek değil, varlığına evet demektir.
Bu gençlik tembel değil. Bu gençlik umursamaz değil.
Bu gençlik sadece sürekli sınavda olmaktan yorgun.
Ve bazı yorgunluklar;
ne nasihatle geçer
ne de “biz senin yaşındayken” cümlesiyle.
Sonra dönüp soruyoruz:
Bu gençler neden mutsuz? Neden hiçbir şeye hevesleri yok?
Belki de cevap çok basit:
İnsan, onay görmediği yerde kök salamaz.









